28 Mart 2008 Cuma

Seyircisiz Futbol, Futbolsuz Seyirci...

Galatasaray bu sezon seyircisiz altıncı maçına çıkacak Pazar akşamı. İlk beş seyircisiz maç geçen seneden kalan, ödenmesi gereken bir faturaydı. Ödendi. Şimdi de deplasman seyircisi Ankaraspor maçında "çirkin" tezahuratta bulundu diye seyircisiz oynamaya mahküm oldu Galatasaray. Yani Ankara'lılar küfredecek, İstanbullular maça gidemeyecek. Tabii, hepimiz biliyoruz bir çok İstanbullunun takımını Ankara'da yanlız bırakmadığını ama... Suç, ceza, hukuk, tarafsızlık, böyle ülkede böyle ceza, böyle taraf(tar)sızlık... Ne de olsa Kadıköy'de küfür yok. Memleketin tek küfredenleri Galatasaraylılar...

Biz Büyüdük ve Değişti Forma...


Geçen çarşamba akşamı Millilerimiz hazırlık maçında, Beyaz Rusya karşısına yukarda görülen formayla çıktılar. Bu turkuaz formanın gelişinden haberi olmayan pek çok kişiyi de televizyonları başında dumur ettiler. Milli takımın milliliği de, artık Nike şirketi hayrına mı desek, modacılar tarzına mı desek, işgüzarlar zevkine mi desek, bir şeyler yoluna özelleştirilip millilikten çıkarılmış oldu. "Babalar gibi satanlar"ın memleketinde milli forma da anca bu kadar olur. Değişe değişe hiç bir özgünlüğü kalmamıştı zaten. Artık kendisi de kalmadı.

Eskişehirspor'un efsane ismi Fethi Heper

18 Mart 2008 Salı

Ceza Sahasına Hükmetmek...



Galatasaray Ankara'dan kayıpsız dönünce, Servet'in hatasını harika bir refleksle telafi eden Aykut kahraman oldu. Ne kadar iyi oynasa da "el bombası" çağrışımından kolay kolay kurtulamayacak olan Servet'in patladığı pozisyonda gol olsa kimse Aykut'a kızamazdı. Aykut bir süredir yerli kalecilere güvenilmemesinden dertli olduğunu dile getiriyordu. Bence bu olaya yerlidir, yabancıdır diye bakmamak lazım. Aykut'un maç başında yaptığı hatalar öyle büyük ki, yabancı kaleci yapsa o hataları ona da güvenilmez. De Nigris'in penaltı tartışması yaratan pozisyonunda zamanlamayı, mesafeyi, hiç bir şeyi ayarlayamayıp topu ıskalamasının bir açıklaması yok. Yine ilk yarıda ortasahadan şişirilmiş ortaya çıkmayıp çizgide beklemesi, bir de o topu savunma da seyredip Ankarasporlu oyuncunun kafa vurmasına izin verince aman aman demeden edemiyor insan.

Büyük çoğunluk gibi en baştan bu iş Aykut-Orkun'la gitmez diye düşünen bir arkadaşımla izledim maçı. Lisede kalecilik yapmış, toprak sahalarda yuvarlanmış bu dostum konunun uzmanı olmasa da özellikle kalecileri iyi gözlemler, iyi tespitler yapar. Altı pasın dışında bir hava topu almışlığı var mıdır bu Aykut'un? Tam bir çizgi kalecisi, acımasız tabiriyle langırt kalecisi. Memlekette nerdeyse bütün kaleciler (seyredebildiğimiz kadarıyla) böyle.


Turgay Şeren

Hayat Dergisi 1961

Büyük amcamla (Gençler Birliği'nde oynamışlığı vardır) babam (amatör kaleciliği vardır) konuşurlarken, şimdiki Türk kalecilerin hikaye olduğundan, eskilerin hele Turgay Şeren'in ceza sahasının heryerine hükmettiğinden, neresinde olursa çıkmadık hava topu bırakmadığından söz ederler. Sanki eskiyle kıyaslandığında dünya çapında kaleciler uzundur bu yönde geriliyorlar. Uçarak köşeden top çıkarmak iyi kaleci olmaya eskisinden daha fazla yeterli oluyor sanki. Yahut bana öyle geliyor.

Lev Yashin

10 Mart 2008 Pazartesi

Güldürürken Düşündürmek...


Böylede mizah haber diye bir blog var. Sağlam karikatüristlerin gazetelerde yayınlanan karikatürleri ve gündeme dair yorumlar oluyor. Tavsiye edilir...