22 Ekim 2009 Perşembe

Larsson Bırakıyor...



İsveç ve Celtic efsanesi Henrik Larsson sezon sonunda futbolu bırakacağını açıkladı. Helsingborg'un kaptanı olan efsane golcü, futbolcu olarak son maçına 1 Kasım'da Elfsborg'a karşı çıkacak.

106 kez İsveç milli takımının formasını giyen Larsson, milli maçlarda 37 gol attı. 7 sezon Celtic forması giydikten sonra 2004'te Barça'ya transfer olmuştu.

20 Ekim 2009 Salı

Galatasaray - Dinamo Bükreş

















Tam adı F.C. Dinamo 1948 Bucuresti imiş, bizim kısaca ve Türkçe Dinamo Bükreş diye bildiğimiz takımın. İsimden de anlaşıldığı gibi 1948'de kurulmuş. Maçlarını 15.300 seyirci kapasiteli Dinamo Stadı'nda oynuyorlar. Renkleri kırmızı-beyaz. Armasından gelen lakabı kırmızı köpekler (ben hep kırmızı kurtlar sanırdım.) Geçen sene ligi 4. bitirmiş. Şu sıralar 17 puanla 6. sırada.

II. Fatih Terim döneminde Galatasaray'da da forma giymiş olan Gabriel Tamaş ve Florin Bratu da Dinamo kadrosunda. Lucescu da daha önce oyuncusu olduğu Dinamo'yu 1986-90 arası çalıştırmış.

İtalyan çalıştırıcı Dario Bonetti'nin işine son verip, yerine yardımcısı Ion Marin'i getirmişler. Marin daha önce Dinamo'da savunma oynamış. İki kere de teknik direktör olarak göreve getirilmiş. 2002'de Dinamo'yu şampiyon yapmış.

Uefa.com'da iki kulübün birbirleriyle geçmişteki karşılaşmalarıyla ilgili güzel ayrıntılara yer verilmiş. Buna göre;

Galatasaray ve Dinamo Bükreş ilk resmi Avrupa maçlarını birbirlerine karşı 1956-57 sezonu Şampiyon Kulüpler Kupası ön eleme turunda oynamışlar. Dinamo'nun başında Angelo Niculescu, Galatasaray'ın başında efsane Baba Gündüz var. İlk maçı Bükreş'te Dinamo 3-1 kazanıyor. Rövanşta 2-1 Galatasaray galip. Dinamo tur atlıyor ve bir sonraki turda CSKA Sofia'ya eleniyor.

30 Eylül 1956'da oynanan rövanş maçının kadroları da şöyle:

Galatasaray: Turgay Şeren, Saim Tayşengil, Enver Özdemir, Kadri Aytaç, Ergun Ercins, Ünal Atay, İsfendiyar Açıksöz, Suat Mamat, Ali Beratlıgil, Metin Oktay, Güngör Okay.

Dinamo: Uţu, Gheorghe Băcuţ, Ladislau Băcuţ, Anghel, Călinoiu, Nunweiler, Mihai, Neagu, Ene, Voica, Suru.

Gündüz Kılıç'ın çalıştırdığı Galatasaray 1956'nın intikamını, 1962-63 sezonunda yine ön eleme turunda alıyor. Romanya'da 1-1 beraberlik ardından, İstanbul'da 3-0 kazanıyor ve tur atlıyor. Çeyrek finalde o sezonun şampiyonu AC Milan'a eleniyor.

16 Eylül 1962'de oynanan maçın kadroları da şu şekilde:

Galatasaray: Turgay Şeren, Candemir Berkman, Ahmet Berman, Ergun Ercins, Talat Özkarslı, Suat Mamat, Metin Oktay, Mustafa Yürür, Kadri Aytaç, Uğur Kökten, Tarık Kutver.

Dinamo: Datcu, Constantinescu, Nunweiler, Popa, Alexandru, Stefan, Eftimie, Ene, Pîrcălab, Unguroiu, Varga.

Galatasaray Romen takımlarına Türkiye'de hiç kaybetmemiş. Dinamo Türkiye'de 4 maç yapmış. 3'ünü kaybetmiş. 1974-75 sezonu UEFA Kupası birinci turunda Boluspor'u 1-0 yenmeyi başarmış.Dinamo Avrupa'da son 5 deplasmanda sadece 1 kere kaybetmiş, 3 galibiyet ve 1 beraberlik almış.

24 Şubat 2009 Salı

Internazionale - Manchester United



İyicene özlemiştik... Şampiyonlar Ligi bu akşamki maçlarla kaldığı yerden devam edecek. Star canlı olarak Inter - ManU eşleşmesini veriyor 21:45'te.

Maç öncesi basın toplantısında Sör Alex Ferguson, Milano'da alacakları sonucun turu geçmelerinde belirleyici olacağını söylemiş. Milano'da gol atmak istediklerini eklemiş. Mourinho'nun 'temkinli oynayacaklardır' açıklamasına da, 'her maça kazanmak için çıktığımızı bilecek kadar bizi seyretmiştir' diyerek karşılık vermiş. Gerisi Inter'e, Mourinho'ya ve özellikle Ibo'vic'e övgüler şeklinde... ManU'nun resmi sitesine basın toplantısıyla ilgili bir yazı koymuşlar. Ordan gördüm.




Kıran kırana bir maç bekleniyor eşleşmenin iki tarafında da. Tarafsız gözle seyretmesi de keyifli olacaktır. İngiliz futbolu kapanmaya müsait değil benim görüşüme göre. ManU yılların Avrupa tecrübesiyle, diğer İngiliz takımlarından farklı olsa da, topu aldıklarında hücum etmeden olmuyor. Top çevirelim, bir şekil maçı bitirip, eve dönelim tarzı oyun hüsrana sebep olur ManU adına. Sör Alex de zaten San Siro'da gol atmak lazım turu geçmek için demiş. ınter 1-0 bile alsa Manchester'da nasıl işi zora sokacak bir savunma yapabileceklerini herkes tahmin edebiliyor.

Orta Hakem
Luis Medina Cantalejo (ESP)
Yardımcı Hakemler
Jesús Calvo Guadamuro (ESP) José Manuel Fernandez Miranda (ESP)
Dördüncü Hakem
Alfonso Perez Burrull (ESP)
UEFA Delegesi
Gerhard Kapl (AUT)
UEFA Hakem Gözlemcisi
Christer Fällström (SWE)

12 Şubat 2009 Perşembe

Hakem Otoritesi



Koyduğumuz kuralları harfiyen uygulamak için çabalarken, o kuralların ne amaçla konulduğunu unutuyoruz galiba. Kanunlar var toplumsal adaleti sağlamak için ama karnı aç adam çalınca hapis yatar, dünyayı soyan zaman aşımından yırtar. Adalet ve hukuk ayrı şeylerdir denir sonra. İyi de hukuka ihtiyaç neden var?

Futbolumuzda da hakem otoritesi konusu böyle bir durum aldı sanki. Hakemin otoritesini sahada sağlaması ve muhafaza edebilmesi için kurallarımız var. Bu kurallar pek tabii ki uygulanmalı. Uygulanmalı çünkü hakemin sahada futbol kurallarını uygulatan tek karar verici olduğunu herkes kabul etmeli ve buna saygı göstermeli. Aksi takdirde kurallara uygun futbol maçı oynanması olasılığı küçülüp yok olur. Yani kısacası adam gibi bir futbol maçı için sahada olan bitene hakim bir hakem lazım. Hakemlerin otoritesi de, bilgisi de, sağlam kişiliği de, cesareti, yansızlığı da adam gibi bir futbol maçı için lazım. Derdimiz futbol olmasa bize hakem falan da lazım değil zaten.

Bugün geldiğimiz noktada, sanki hakemlerin otoritesi olsun diye futbol oynatılıyormuş gibi bir hisse kapılıyor insan.Tartışmalı oyuncu ihraçları genellikle hakem otoritesini korumak adına yapılıyorsa, sahadaki takımların oynadığı futbolla ilgilenmek ne kadar mümkün olabilir? Sahada karate yapmaya kalkan adam kart görmeyip, niye kart göstermedin diyen topçu kart görünce, bu durum tekrarlanınca aynı maçta, başka maçlarda futbol kalmıyor artık ortada. Hakemlere ya yeterli eğitim verilmiyor, ya da, hakem olmaya hiç de uygun olmayanlar seçiliyor hakem olarak. Yıllar yılı hakemlerinden dertli bir ülkeyiz ama artık iyice ivmeyi aldı daha kötüye doğru gidiyor hakem yönetimleri. Şunu sormadan da edemeyeceğim. Otorite sağlamak için kartlarından başka bir silahı olmadığını düşünen hakem zaten sahada korku ve acz içinde değil midir? Maalesef Türk hakemlerinin genel görüntüsü de bu.

Futbolumuzda yanlış giden tek etken hakemler değil elbette... Genel olarak spor kültürü oturmamış bir ülke Türkiye. En sevilen, en çok takip edilen sporda herşey açık bir şekilde gözler önüne seriliyor. Yöneticilerin kulüp yönetmeyi herhangi bir işletmeyi yönetmekten farksız gördükleri, kanat adamlarının orta yapamadığı, forvetlerin düzeltmeden şut çekemediği, savunma oyuncularının kademe yapmayı, yer tutmayı iyi bilmediği bir futbolumuz var. Büyük yapısal çarpıklıklar, futbol dışı müdahaleler var. Üstüne hayatın her alanında adam kayırmanın, dayanıklı dövüşün, rüşvetin, kısaca yozlaşmanın belirgin bir biçimde yaşandığı bir toplumuz. Bu toplumdan yetişmiş, içinde yaşayan taraftarlarız. Haliyle futbolda da komplo teorileri bitmez bizim diyarlarda. Her takımın taraftarı MHK, her ne sebeple olursa olsun, kendi takımına cephe almış diye düşünür gider, hakem yönetimlerinde gözle görülür bir iyileşme olmadığı sürece.